• Değerli Okurlar
  • Malumu aliniz olduğu üzere İslam Dünyası ümmet bilincinin yok olduğu, ırk, cemaat ve cemiyetlerin ümmetin yerine geçtiği, her bir cemaatin kendisini hakikatin yegâne temsilcisi olarak görüp diğerini dışladığı, her bir ırkın diğeriyle ortak yarınlar kurmayacağını ilan ettiği son derece zorlu ve girift bir süreçten geçmektedir. Kuşkusuz İslami İlimler de İslam dünyasının içinde bulunduğu bu hal-i pürmelaline koşut olarak ciddi sorunlarla boğuşmaktadırBu sorunların başında akli tefekküre dayalı Kelam ve Felsefî ilimlerin İslami ilimler arasından çıkarılması için verilen mücadele gelmektedir. Bu kabil ilimlerin dışlandığı, ötekileştirildiği bu süreç, Abbasiler döneminde yaşananı hatırlatmaktadır. Bilindiği gibi Abbasiler döneminde, Halife Mütevekkilin desteğini alan ashabul-hadis İslami ilimlerin yegane sözcüsü haline gelmiş ve kendisi dışındaki düşünce yapılarının tamamını adeta marjinal ilan etmişti. Devlet desteğini arkasına alarak hakkın ve hakikatin yerine kendisini koymuş, farklı düşünenlerin tamamını dışlamıştı. Bu davranışıyla ehl-i sünnet ve'l- cemaat kavramını da rehin almış, kendisini fırka-i naciyeöteki olarak gördükleri ve kendilerine biat etmeyen kesimleri ise ehl- i dalalet olarak yaftalayıp dışlamıştehdit etmişkendilerine adeta yaşam hakkı tanınmamıştı. Bu hoşnutsuz ortamdan İmam Buharî ve Taberî gibi büyük düşünürler de nasiplerini almıştı.   Bu gün de başta ülkemiz olmak üzere İslam dünyasının tamamında benzer bir süreç yaşanmaktadır. Hatta günümüzde felsefesi itibariyle daha kucaklayıcı olması beklenen, ehl-i tarikat/tasvvuf da bu kervana katılmış kendilerine biat etmeyen; çalışmalarında rasyonel bilgilerden yararlanan kelamcı, tefsirci ve hadisçileri bir başka ifadeyle temel metinlerimize literal bir yaklaşımla yönelmeyen ilim erbabını sapkın ilan etme eğiliminde olmuşturÖyle ki onlar adına televizyon kanallarına çıkan kimi şahsiyetler isim, isim bu insanları zikretmekte ve sapkın ilan ederek halkın gözünden düşürmeye çalışmaktadırlar. Bunlar İslami ilimlerin yegâne temsilcileri olduğunu iddia etmekte, başta İlahiyatçılar olmak üzere bilimsel bilgiyi savunan insanlardan halkı uzaklaştırmak için canhıraş bir mücadele vermektedirler.  

    İşin hazini kitleleri ellerinde tutan, Hz. Peygamberi toplantılarında bulunduran! Yurtlarında gezdiren! Allah’ı şeyhlerinin cübbelerinde tecessüm ettiren! bu insanlara öykünerek hareket etme temayülünde olan kimi bilim adamları da neşet etmiş vaziyettedir. Bunlar da İslami ilimler alanında basit, halka yönelik popüler konuların peşine düşmektedir. Nitekim son zamanlarda İslami ilimler sahasında yapılan neşriyatın önemli bir kısmı da bu bağlamda gerçekleşmektedir. Bir başka ifadeyle son zamanlarda İslami ilimler sahasında ciddi bir yayın artışı gözlenmesine rağmen bu yayınlar maalesef içerik ve kalite olarak çok zayıf ve halk İslam’ı bağlamında yapılmakta, yukarıda kısmen eleştirdiğimiz anlayışı yüreklendirmekte ve başat düşünceye dönüşmesini sağlamaktadır. Oysa İslam dünyasının saplandığı bu çıkmazdan kurtulabilmesi için özgür düşünceye, derin araştırmalara şiddetle ihtiyaç vardır. Bilinmelidir ki Müslümanların başarılı olmalarını sağlayacak yegâne şey eğitim ve bilimsel bilgidir. İnsanımızın hem ahlaki hem de dinî yönden doğru bir şekilde yetiştirilmesi de buna bağlıdır. Kaldı ki İslami ilimler, kendi geleneği içerisinde şahıslarla ilgilenmekten ziyade düşüncenin kendisini merkeze çekerek onun üzerinden ilmi etütler gerçekleştirmiştir. Geleneğinden giderek kopan nev zuhur anlayış ise düşünceyi bir tarafa bırakma eğiliminde olup kişilerle mücadele etmeyi tercih etmiştir. 

     Ehli tarafından üretilen ilmi mevzular ihmal edilince ortaya çıkan boşluk da televizyon uleması tarafından doldurulmaktadır. İlmi araştırmaların yerini televizyon ekranlarını süsleyen veya sosyal medya üzerinde toplumu rehin alan popüler konular, suya sabuna dokunmayan açıklamalar, bilseniz de bilmeseniz de fark etmeyecek mevzular büyük bir reklam eşliğinde sunulmaya başlanmıştır. Nitekim sosyal medya ve televizyon programları incelendiğinde bu durum kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Hadisenin bu mecraya girip can alıcı soruların/konuların ihmal edilmesi gerçekten insanın içi acıtmaktadır. Bunun önüne geçmek mümkün olmadığına göre en azından doğruyu öğrenmek isteyenlerin ulaşabilecekleri doğru kaynaklar ve zeminler oluşturmak önem arz etmektedir. 

    İşte İslâmi İlimler Dergisi tam bu noktada durmakta ve ilmi mevzuları önemseyen, ciddiye alan ve bu amaç uğruna gayret sarf eden her bir araştırmaya kapılarını açmakta, ürettikleri emek mahsulü çalışmalarının ehline ulaşması için aracı olmaya devam etmektedir. Giderek daha geniş bir ilmi teveccühe sahip olan dergi yirmi birinci sayısıyla karşınıza çıkmaktadır. Çok değerli makalelere sahip olan bu sayımızı inşallah özel bir konu “ehl-i kitap” konusu takip edecektir. Özel sayıda buluşmak üzere diyor, esenlikler diliyorum.  

    İslami İlimler Dergisi 2016 web tasarım ve programlama Meta Medya bütün hakları İslami İlimler Dergisi'ne aittir